Rising Star Türkiye finalisti olarak geniş kitlelerce tanınan Yiğit Arat, uzun süren sessizliğini müzik dünyasında dikkat çeken bir projeyle bozdu. Sanatın yönü ve niteliği üzerine tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde yayımlanan “İstanbul Olsun”, güçlü altyapısı ve duygu yüklü sözleriyle kısa sürede müzikseverlerin radarına girdi.
Yiğit Arat’ın sözü ve bestesi kendisine ait olan eser, hem Batı müziğinin armonik yapısını hem de Türk müziğinin melodik zenginliğini bir araya getiriyor. Modern düzenleme anlayışıyla klasik enstrümanların sıcak dokusunu buluşturan şarkı, dinleyicide nostaljik ama bir o kadar da yenilikçi bir etki bırakıyor.
Şarkının aranjör koltuğunda Türk müzik dünyasının saygın isimlerinden Eser Taşkıran yer alıyor. Sekiz ay süren titiz stüdyo süreci, Taşkıran’ın stüdyosunda tamamlandı. Kayıtlarda fagotta Sertaç Çevikkol, kemanda Ayşe Birden, flütte Recep Fıçıyapan ve yaylı grupta Istanbul Strings yer aldı.
Bu güçlü kadro, esere klasik müzik disiplinini kazandırırken Türk müziğinin ruhunu da kaybetmeden özgün bir tını oluşturdu. Ortaya çıkan sonuç ise yalnızca bir pop şarkısı değil; duygusal derinliği olan, müzikal açıdan katmanlı bir çalışma oldu.
Yiğit Arat, yeni dönem müzik anlayışına dair eleştirilerini de dile getiriyor. Sanatın yalnızca ticari kaygılarla üretilmemesi gerektiğini vurgulayan Arat, “Bir kişiye bile dokunabiliyorsam ne ala. İstanbul gibi aşklara geldi bu şarkı; karışık ama tutkuyla yaşanan sevdalara…” sözleriyle eserin çıkış noktasını özetliyor.
Adını taşıdığı şehir gibi çok katmanlı bir yapıya sahip olan “İstanbul Olsun”, hem karmaşık hem romantik duyguları aynı potada eritiyor. Şarkı; klasik müzik altyapısı, modern düzenlemesi ve samimi sözleriyle uzun süre konuşulacak projeler arasında gösteriliyor.
Yiğit Arat, bu çalışmasıyla yalnızca yeni bir single yayımlamakla kalmıyor; aynı zamanda “Sanat hâlâ yaşıyor” mesajını da güçlü biçimde veriyor.